Neşe Akar Yaşam Koçu
Koçluk

Koçluk

Direnç boşuna

Direnç yeni ve daha iyi bir yol yaratmada etkili bir yöntem midir? Birçoğumuz hayatımızın önemli bir bölümünü birisine, bir şeye direnerek harcamışızdır, onu bilinçli bir şekilde idrak etmeden. Direncin ne kadar etkili olduğunu incelemeye değer.
Hayat boyunca süren dirençle kendinizi enfekte edersiniz. Enfeksiyon hoşnutsuzluktur ve bunun çeşitli nedenleri vardır:
Kontrol edemeyeceğinizi kontrol etmeye çalışıyorsunuzdur.
Direncinizin altına bakarsanız, kontrol edemeyeceğinizi kontrol etmeye çalıştığınızı görürsünüz. Hiç kimseyi, hiçbir durumu, şartları, durumları kontrol edemezsiniz. “Her şey benim istediğim gibi olacak” bir yanılsamadan ibarettir. “Ve eğer bu olmazsa mutsuz olurum”, bizi öldüren bir zehirdir.
Direnç olduğunda bir çatışma yaratmaktasınız.
Direnç sonunda savaşa yol açar. Sadece dışımızda değil, insanlar, takımlar, organizasyonlar için değil, fakat içimizde, bilincimizde de aynısı olur. “Böyle olmamalı, böyle söylenmemeli vb.” İçimizde bir çatışma ve savaş yaratır.
Direndiğinizde diğerlerine ve çeşitli durumlara kendinizi kapatırsınız.
Benim fikrim ve benim bakış açım dersiniz ve başka bir şey demezsiniz. Ben doğruyum! Bu da gerginlik yaratır. Çünkü karşınızdakini de bir tehdit olarak algılarsınız.
Yargılayıcı olursunuz.
Direndiğinizde yargılıyorsunuz demektir. Bir başkasını kabul etmiyorsunuz ve kendinizin haklı olduğunu söylüyorsunuz. Bu yargılayıcı tutum, huzurunuzu bozar ve diğerlerinden bizi kopartan bir kibir şeklini alır.
Stres artık bir dostunuz olur.
Direnç sizin stresli olduğunuz anlamına gelir. Stresi aslında kendimiz, kendi iç dünyamızda yaratırız ve stresimizi bir başkasının yarattığına dair inancımız da o direnci desteklememize neden olur.
Öfke ve korku ortaya çıkar.
Direndiğinizde, arkadaki duygulara bakarsınız mutlaka ya öfke ya korku ya da ikisini birden bulabilirsiniz. Bunlar mutsuz duygulardır. Ve eninde sonunda sağlığınızı etkiler. İlişkilerinize zarar verir demeye bile gerek yok, değil mi?
Muhtemelen duygularınızı bastırırsınız!
En çok direndiğimiz de kendimizdir. Duygularımızı inkâr ederiz. Bu onları bastırmak demektir. Bildiğimiz gibi, bir gün bu biriktirilmiş, bastırılmış duygular duygusal bir patlama veya hastalık olarak ortaya çıkacak.
Direnç bizi yorar. Direncin alternatifi kabul etmektir.
Kabul etmek, seninle aynı fikirdeyim, seni onaylıyorum demek değildir. Benimkinden daha farklı bir fikre sahip olduğunu, farklılığı kabul ediyorum demektir. Direnç sadece senin fikrini değiştirmeye çalıştığımda ve benimkini görmeni ve onaylamanı istediğimde ortaya çıkar. Kabul etmeyi öğrenmeye başladığımda ise, artık senin fikrini kontrol etmekten vazgeçerim ve doğal olarak bu aramızda daha olumlu bir alışverişe neden olur.
Kabul etmek eylemin yapıldığını, değiştirilemeyeceğini, öyleyse ilerlememiz gerektiği anlamına gelir. Direnmek geçmişi değiştirme çabasıdır ve bu mümkün müdür?
Ancak bir başkasını kabul ettiğinizde bir etki yaratabilirsiniz.
Başkalarını kontrol etmediğimizde, etkilemeye de başlarız. Etki kontrol etmek değildir. Herkesi oldukları gibi kabul ettiğinizde, size karşı daha açık olurlar, dolayısıyla siz de daha fazla etkiye sahip olursunuz. Ne kadar ince bir çizgi, değil mi?
Çatışmaların çözümü sadece diğerini olduğu gibi kabul ettiğinizde mümkün olabilir.
Bir taraf direncini bırakıp da diğerini kabul edene kadar çatışmalar çözülemez. Ancak ondan sonra iletişim başlayabilir. Sadece ilk adımdır bu fakat en zor görünenidir.
Kabul etmek sizi öfke ve korkudan, sevgi ve huzura taşır. Direnç ve kabul etmek arasında sadece bir seçim vardı.
Bugün hayatınızda kime ve hangi durumlara en çok direnmektesiniz? 
Ve sizce neden bu direnç ortaya çıkıyor? 
Bu durumlarda kabul etmek nasıl bir his olurdu, neye benzerdi? 
Bu hafta bunun pratiğini yapmayı denemek ister miydiniz?

Yorum Yazın