Neşe Akar Yaşam Koçu

Koçluk

Ya hayat bir oyunsa...

Ya her şey bir oyunsa… 
 Diyelim ki çok büyük bir sahnedesiniz. Güneş, ay ve yıldızlar o devasa sahnenin ışıkları. O kadar çok oyuncu var ki. Milyarlarca. Sahnenin tamamını görmeniz mümkün değil. Herkesi tanımanız mümkün değil. Ama siz sahneye ne zaman gireceğinizi, ne zaman çıkacağınızı biliyorsunuz. Sahnenizi nasıl oynayacağınızdan son derece eminsiniz. Çünkü başka türlü oynamanız mümkün değil. Siz nasıl oynarsanız, senaryoya göre doğru oluyor. Yanlış bir rol yok, yanlış replik yok. Yanlış olduğunu düşünseniz bile, o da oyunun bir parçası oluyor. Sizin rolünüz oluyor. 
 Ne mükemmel bir kurgu öyle değil mi? 
 Eşsiz bir sahne ve eşsiz bir senaryo.
 Zaten sizin rolünüzün de bir eşi benzeri daha yok. Sizin gibi bir başka oyuncu daha yok. Sizin rolünüzü oynayan bir tek siz varsınız. Siz bu rolü oynamazsanız, başka kimse de oynayamaz. Sizin rolünüz bittiğinde ve sahneden çekildiğinizde başka kimse bu rolü bir daha oynayamıyor. 
 Kostümler de hiçbiri birbirine benzemiyor. Birbirinin aynı olan kostüm yok. Doğanın bir mucizesi.
 Doğa da bu sahnenin bir parçası. Doğa da kâh güneş açarak, kâh sel taşkını, kâh fırtınalarıyla kendi bölümünü oynuyor. İstediği gibi.
 Bu oyunda bazen oyuncu, bazen de seyirci oluyorsunuz. Ne zaman oyuncu, ne zaman seyirci olacağınıza siz karar veriyorsunuz. Kendinizi hep oyuncu da zannedebilirsiniz. Hep seyirci rolünü oynamayı da seçebilirsiniz. Yanlış rol yok. 
 Başkalarının oynadığı rolleri kıskanabilirsiniz. O rolü siz oynasaydınız daha iyi olurdu diye düşünebilirsiniz. Ne yazık ki, bu söz konusu değil. Her rolün bir tek sahibi var. Değişemez. Kıskanmak işe yaramaz. Hatta kıskanmak size zarar verir. Oyunun tadını çıkaramazsınız. Oyunun Yönetmenine sinirlenirsiniz. Yönetmense son derece bağımsızdır. Sizi tamamen serbest bırakır. İstediğiniz sahneyi yaratmanız, rolünüzü dilediğinizce oynamanız için sizi yüreklendirir. Başkasının oynadığı rollerden ancak ilham alabilirsiniz. O ilhamla kendi rolünüze katkıda bulunabilirsiniz. 
 Bir başkasının rolünü kabul etmemek de mümkün değil. Herkes kendi rolünü oynuyor, tam olarak istediği gibi. Siz nasıl oynuyorsanız, bir başkası da aynı şekilde oynuyor. Oyunun kuralları herkes için geçerli. Oynanan o rolü reddedemezsiniz. Reddetmeye hakkınız yok. Her oyuncuya saygı göstermeli, sahnesi ne olursa olsun. Varlığına saygı göstermeli diyor oyunun kuralı.
 Düşününki her sahnede bu oyun tarihin yaprakları arasına karışıyor ve geçmiş oluyor. Saniye saniye. Kendi hikâyenizi yazıyorsunuz ve tarihte hep böyle hatırlanacak. Bu rolünüzle hatırlanacaksınız. 
 O zaman bu rolü nasıl oynamak isterdiniz?
 Rolün ne olduğundan ziyade rolü nasıl oynadığınızla hatırlanacaksınız. Ne rol olursa olsun bir kahraman olabilirsiniz. 
 Kahraman olmaya hazır mısınız? 
 Kendi senaryonuzu yazdığınızın farkındalığıyla rolünüzü oynamak ister misiniz?
 Her sabah gözlerinizi açtığınızda aslında bir sahnede uyandığınızı ve diğer gözlerin her an üzerinizde olduğunu bilerek, yapabileceğinizin en iyisini sergilemek ve en mükemmel performansı ortaya koymayı denemek. 
 Denemek ister miydiniz?
 Yanlış oyun yok, sadece farkındalıkla oynamak var.
 Tüm oyunculara ve en mükemmel performanslara saygıyla,

Yorum Yazın